LOADING

Type to search

Avrupa’nın Libya Çıkmazı

GB Geo-Blog

Avrupa’nın Libya Çıkmazı

Avrupalı liderler, Avrupa Birliği’nin (AB) geleceğini tasarlamak üzere 2019’da kaleme aldıkları Sibiu Deklarasyonu’nda ve 2019-24 için oluşturulan stratejik gündemde, Birliğin küresel bir lider sıfatıyla Avrupa çıkar ve değerlerini dünyaya yayma idealinden bahsediyorlardı. Kasım 2019’da yeni üyeleriyle göreve başlayan AB Komisyonu da “AB için dünyada daha aktif bir rol ve güçlü bir ses” hedefine “çok-taraflılık” ve “kurallara dayalı küresel düzen” ilkeleri eliyle erişilebileceğini belirtiyordu. Dolayısıyla bu iki prensip, AB dış politikasının özellikle önümüzdeki beş yılının kavramsal ve pratik temelini oluşturmakta. AB, çok-taraflılık prensibi ile Birliğin dış politikasında ortaklarıyla omuz omuza çalışacağını, özellikle Birleşmiş Milletler (BM) ile işbirliği içinde hareket edeceğini vurguluyor. Kurallara dayalı uluslararası düzen ilkesi ise, Birliğin normatif aktör sıfatına uyacak şekilde uluslararası norm ve rejimlere sadık bir dış politika yürütmesini ifade ediyor. 

Avrupa Birliği 2019’da dış politikasının temeli olarak belirlenen “çok-taraflılık” ve “kurallara dayalı küresel düzen” prensiplerine uyup uyamayacağını ilk olarak Libya krizinde test ediyor. Esasen kâğıt üzerindeki bu ilkelerin Libya’da uygulanması şimdilik bir hayaldir. Asıl sınav Fransa, Almanya, İtalya ve Yunanistan arasındaki fikir/çıkar ayrışmalarının giderilmesi amacıyla verilecektir. 19 Ocak 2020’deki Berlin Konferansı ve hemen ertesi gün gerçekleşen AB Dışişleri Bakanları toplantısı sonrasında Avrupa Birliği’nin nasıl bir Libya stratejisi izleyeceği üye devletlerin farklı ulusal çıkarlarının nasıl uzlaştırılacağına bağlı.  

Avrupa Birliği 2019’da dış politikasının temeli olarak belirlenen “çok-taraflılık” ve “kurallara dayalı küresel düzen” prensiplerine uyup uyamayacağını ilk olarak Libya krizinde test ediyor.

Libya iç savaşı, AB’nin ayrıştığı ilk dış politika sorunu değil. 1990’larda Yugoslavya’nın kanlı dağılışı sırasında henüz “ortak” bir dış politika hedefinde birleşmemiş Avrupa ülkelerinin çelişkili davranışları çok tartışılmıştı. 2003’te Irak’ta AB içinde Avrupacılar-Atlantikçiler bölünmesi yaşanmış ve AB’nin dış politikası ciddi yara almıştı. Suriye’deki iç savaş da her aşamasında, özellikle yarattığı kapsamlı göç ve insanlık kriziyle Avrupa ülkelerinin farklılaşan davranışlarının gözlendiği bir dış politika sorunu oldu. Nitekim, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın “Libya’nın ikinci bir Suriye olmamasına çalışmalıyız” açıklamasını, AB’nin Suriye’deki bölünmüşlüğü ve nihai ataleti ile birlikte okumak gerek.  

Aslında, sekiz yıldır süregelen Libya iç savaşı karşılaşılan tehditler bağlamında Avrupa’yı asgari müşterekte birleştirme potansiyeli taşıyordu. Libya’daki kaostan etkilenerek artacak İslami köktencilik ve terör ile Libya’nın yasadışı göç için önemli bir transit yol olması Avrupa’nın ortak kaygıları arasında. İklim değişikliği nedeniyle özellikle Sahra-altı Afrika kaynaklı ekolojik göçmenlerin artacağı düşüncesi, Avrupa tarafından önemli bir güvenlik endişesi olarak değerlendiriliyor. Yarattığı tehditlerin ciddiyeti ile bir Avrupa sorunu haline gelen Libya’nın AB’nin bütüncül bir dış politika izlemesine vesile olması beklenirken, Avrupa’dan özellikle Nisan 2019’dan itibaren farklı sesler yükselmeye başladı. Hatta, AB’nin dış politikasının yürütülmesinden sorumlu Yüksek Temsilcisi Josep Borrell bile “Libya konusunda Avrupa’nın geçmişten daha az eşgüdüm sağladığı” yönünde bir özeleştiride bulundu. 

Özellikle Sahel kaynaklı terör tehdidini önceleyen Fransa, Libya Ulusal Ordusu komutanı Hafter’i bu tehdit karşısında istikrarı sağlayacak lider olarak nitelendiriyor. BM silah ambargosuna rağmen Fransa ordusuna ait Javelin füzelerinin Hafter güçlerinin elinde bulunduğuna, Fransız yapımı Mirage savaş uçaklarının Libya’da kullanıldığına dair haberler uluslararası medya tarafından kamuoyu ile paylaşılmıştı. Dolayısıyla, BM ambargosuna rağmen doğrudan ya da dolaylı biçimde Hafter güçlerine destek veren, üstelik bunun için AB’nin 1998’ten beri uyguladığı silah ihracatı normlarını ihlâl eden Fransa’nın kurallara dayalı küresel düzen prensibine uyma iddiasındaki AB’ye nasıl katkı sağlayacağı epey tartışmalı. Ayrıca, BM’nin ambargosunu deldiği iddia edilen bir üye ile AB’nin başta BM olmak üzere uluslararası ortaklarla çok-taraflı biçimde çalışmayı planlaması ne kadar gerçekçi? 

BM ambargosuna rağmen doğrudan ya da dolaylı biçimde Hafter güçlerine destek veren, üstelik bunun için AB’nin 1998’ten beri uyguladığı silah ihracatı normlarını ihlâl eden Fransa’nın kurallara dayalı küresel düzen prensibine uyma iddiasındaki AB’ye nasıl katkı sağlayacağı epey tartışmalı.

Libya’yı transit rota olarak kullanan yasadışı göçmenlerin özellikle Sicilya kıyılarına erişmelerini engelleme saikiyle hareket eden İtalya Ulusal Mutabakat Hükümeti tarafında yer alıyor. 2 Şubat 2017’de İtalya ve Serrac hükümeti arasında 3 yıllığına imzalanan ve geçtiğimiz günlerde yenilenen mutabakat gereğince, İtalya Libya Sahil Güvenliği ve diğer ilgili kurumlara eğit-donat hizmeti de dahil olacak şekilde destek sağlıyor. Libya otoriteleri ise Akdeniz’de yakalanan yasadışı göçmenlerin İtalya’ya geçmelerine izin vermeyerek, Libya’daki kamplarda alıkoyuyor. Uluslararası Af Örgütü verilerine göre, son üç senede Akdeniz’i geçmeye çalışan yaklaşık 40.000 insan bu şekilde yakalanarak, tarifi imkânsız bir suiistimale maruz bırakılıyor. İtalya, uluslararası kuruluşların göçmenleri kurtaran gemilerini kıyılarına kabul etmeyip Libya’daki iç savaşın ortamına geri dönmeye zorlamakla da kalmadı. Bugüne dek yüzlerce göçmeni kurtaran kadın kaptanlar Carola Rackete ve Pia Klemp’i cezai süreçlere de tabi tuttu. Böyle bir İtalya yüzünden AB’nin uluslararası ilişkilerinde etik ve normatif bir aktör olması çok zor.  

AB’nin muhtemel Libya stratejisinin akamete uğramaması için Yunanistan’ın ikna edilmesi gerekiyor.

Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının paylaşımındaki çıkarlarını önceleyen Yunanistan ise Libya iç savaşının doğrudan destekleyici tarafları arasında yer almasa da, AB’nin izleyeceği olası Libya politikaları üzerinde etki sahibi. Nitekim, Yunanistan başbakanı 23 Ocak 2020’de Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu toplantısı sırasında, Türkiye ve Serrac Hükümeti arasında Kasım 2019’da imzalanan ve Türkiye’ye münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığını genişletme imkânını veren Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası feshedilmedikçe, AB’nin Libya konusundaki herhangi bir kararına onay vermeyeceğini açıkladı. Dolayısıyla, AB’nin muhtemel Libya stratejisinin akamete uğramaması için Yunanistan’ın ikna edilmesi gerekiyor. AB’nin söz konusu anlaşmanın uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğunu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerine karşı Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışma içinde bulunduğunu açıklaması ile Macron’un Yunanistan’a destek amaçlı savaş gemisi yollayacağını bildirmesi Yunanistan’ın kaygılarını henüz gideremedi. Sonuçta, ulusal çıkarlarıyla hareket eden üye devletlerin farklı endişeleri nedeniyle âtıl bir dış politika izlemek durumunda kalabilecek AB’nin “dünyada daha güçlü bir Avrupa” hedefine nasıl ulaşacağını anlamamız neredeyse imkansız.

Ulusal çıkarlarıyla hareket eden üye devletlerin farklı endişeleri nedeniyle âtıl bir dış politika izlemek durumunda kalabilecek AB’nin “dünyada daha güçlü bir Avrupa” hedefine nasıl ulaşacağını anlamamız neredeyse imkansız.

Başlarda Serrac hükümeti tarafında yer alan, son dönemde ise arabuluculuk görevini üstlenen Almanya’nın temel hedefi yasadışı göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmalarının engellenmesi ve esas olarak yeni Afrika politikası kapsamında bölgede istikrarın korunması şeklinde özetlenebilir. Merkel’in Berlin’deki özellikle ateşkesin sağlanmasına yönelik arabuluculuk çabaları, Konferans sırasında Serrac ve Hafter ile ayrı ayrı temasları, Berlin sonrasında Putin ve Erdoğan ile Libya hakkında görüşmesi Libya’daki çözüm sürecinde AB’nin kayda değer bir rolü olmadığını gözler önüne seriyor. 

Sonuç olarak, AB’nin yeni yönetiminin belirlediği hedeflerle yürütülecek dış politikası Libya’daki ilk sınavını üye devletler arasındaki bu çekişmeler karşısında izleyeceği tavırla veriyor. AB, resmi söylemlere göre, eğer sağlanabilirse ateşkesin uygulanmasının ve BM silah ambargosunun denetimi konularında göreve hazır. Buna karşılık, Fransa ve İtalya gibi devletler farklı saflarda yer alırlarken, Fransa’nın silahları sahada kullanılırken, çözüm sürecinde AB bir bütün olarak ağırlığını koyamazken, Birliğin herhangi bir strateji izlemesi tek bir üye devletin çekinceleriyle engellenebilirken AB’nin bu görevleri yerine getirme kapasitesi hayli sınırlı. Dolayısıyla, AB’nin iddialı dış politika ilkelerinin Libya’da izlenecek stratejilerde uygulanması da bir hayalden ibaret kalıyor.  

Categories: